31 Temmuz 2013 Çarşamba

Kalsiyum'un Simgesi Ca'dır :)))

Son zamanlarda kemik kırılganlığı riski ile mücadele etmek için bedene yeteri kadar kalsiyum kazandırmak gerekiyor. Çünkü kemiğe dayanıklılık kazandıran, yani çimento işlevi gören minerallerin başında kalsiyum geliyor. Kalsiyum yalnız sağlam kemikler için lazım bir element de değil. Kalbin tıkır tıkır çalışması, sinir iletilerinin yürütülebilmesi, kasların düzgün çalışabilmesi için de bire bir.



NE KADAR ALMALI?

Doğruyu söylemek lazım, doktorlar bile sağlıklı ve güvenli kalsiyum miktarının ne olduğu konusunda tam olarak bilgi sahibi değiller. Mesela besinlerle çok az kalsiyum kazanan Hindistan ya da Japon yaşlılarında kalça kırığıyla karşılaşma olasılığı, her gün 1000 mg.dan fazla kalsiyumu vücuduna almayı başaran İskandinav kadınlarından daha az! Bununla birlikte günde ortalama 500-750 mg kalsiyumu vücuda kazandırmaya çalışmak en doğru yol gibi görünüyor.

YOĞURTSUZ OLMAZ!

Kalsiyum açısından zengin besinlerin başında süt ve süt ürünleri geliyor, bunu hepimiz biliyoruz. Bir kase yoğurtta 300-400 mg civarında kalsiyum var. Süt de güçlü bir kalsiyum kaynağı. Bir bardak süt 300 mg civarında kalsiyum içeriyor. Peynirin her türü kalsiyum açısından zengin; sert peynirlerde ise daha fazla kalsiyum var. Bademde de bol miktarda kalsiyum olduğu kanıtlanmış. Prensip olarak yeteri kadar süt, yoğurt veya peynir tüketiyorsanız kalsiyum yönünden ciddi bir problem yaşamayacağınız anlaşılıyor.



KEFİR ÖNEMLİ

Kefire gelince… Kefir, yıldızı yükselen bir içecek... Süt ürünleri içinde probiyotik bakterilerden en zengin olanı bu besin. Evde taze yapılabilmesi, ucuz maliyeti önemli bir avantaj. Ama tadı biraz sorunlu. Bazı eklemeler (meyveli kefirler) yapılması, tadının daha hoş hale getirilmesi lazım. Kefir bilinen en güçlü bağışıklık desteklerinden biri ayrıca. Besin değerinden çok, bu yanı öne çıkıyor.
 
Kalsiyum hangisinde daha fazla, hangisinde daha az...???

Buğday ekmeği ....................96 mg
Yumurta sarısı ....................147 mg
İnek sütü (pastörizeyse) ..........118 mg
Yağsız süt ..........................123 mg
Kutu süt ............................245 mg
Süt tozu ..........................1300 mg
Yağsız yoğurt......................415 mg
Kakao tozu ........................125 mg
Çedar peyniri......................840 mg
Sütlü çikolata......................214 mg
Tam yağlı kaşar ..................725 mg
Yumuşak peynir ................315 mg
Taze soğan ........................168 mg

Badem içi ..........................135 mg
Ceviz ................................254 mg

Domates ............................163 mg

2 Haziran 2013 Pazar

Kemal Atatürk ve Sultan II.Abdulhamid

Şüphesiz ki II. Abdülhamit"in imparatorluğu yönettiği 33 yıllık dönem (31.03.1876-27.4.1909) Osmanlı tarihinin en fazla tartışılan dönemlerindendir. Bu dönemi tartışılır kılan ise Tanzimatla başlatılan sürecin ortaya çıkardığı kargaşa ve çöküşün durdurulmasına yönelik II. Abdülhamit"in uyguladığı politikalardır.

Abdülhamid"in uyguladığı politikalar bu güne kadar bazılarınca eleştirilirken bazılarınca da savunuldu. Ancak bir gerçek var ki o yıllara ait olayların ve içinde bulunulan şartların iyi değerlendirilmesi gerek.

 

Abdülhamid'in tahta çıktığı yıllar imparatorluğun en çalkantılı yıllarıydı. Amcası Abdülaziz tahtan indirilerek öldürülmüş yerine daha sonra Abdülhamit"in kardeşi 5.Murat tahta çıkmış, üç aylık bir süre sonunda o da tahtan indirilmişti. Abdülhamid hatıralarında, amcası Abdülaziz"in İttihatçıların önde gelenlerinden Hüseyin Avni Paşa ve Mithat Paşa tarafından organize edilen bir ekip tarafından öldürülerek yerine aynı zamanda mason olan 5.Murat"ı tahta çıkardıklarından bahseder. Bu yüzden kardeşi Murat'ı hiç sevmediğini hatıralarının birçok bölümünde belirtir. 

II. Abdülhamit hatıralarında, asıl ilgimi çeken bölüm ise Mustafa Kemal Atatürk"ten de bahsetmesiydi. Çanakkale savaşının yaşandığı yıl Selanik"te sürgünde bulunan Abdülhamit, savaşla ilgili haberleri gazetelerden öğrenmeye, bazen bu haberleri doğrulatmak amacıyla saraydan aracılar vasıtasıyla haber almaya çalıştığını belirttikten sonra devamında aynen şunları söylüyor : 

“Rabbime şükürler olsun ki, ummaya bile cesaret edemediğim zafer haberi ulaştı. Düşman tasını tarağını toplamış askerlerinin yarısını denize, yarısını gemilerine dökerek Çanakkale önünden çekilip gitmişti. Bu büyük zaferi, Mustafa Kemal Bey adında bir miralay (albay) kazanmış. Allah, devletime hizmeti geçenlerden razı olsun." 

Uzun bir müddet sonra oğlum Abit Efendi, benimle konuşurken bu Mustafa Kemal Bey"le tanıştığını söyledi. Hem de burada Beylerbeyi sarayında tanışmışlar! Teaccup ettim (Şaştım). Burada ne arıyormuş dedim. Yüzbaşı Salih Bey cevabını verdi. Ara sıra arkadaşını görmeye geliyormuş.  

Bundan memnun oldum. Devletimin yüzünü ağartmış bir Paşa"nın Abit Efendi"ye yakınlık göstermesi bir şahsiyeti olduğunu anlatıyordu. Oğluma münasip bir mukabelede bulunmasını hatırlattım. Biraz vakti halim olsa “Bir altın saat” diyecektim ama hem dedikodusundan çekindiğim hem oldukça müzayeka (geçim sıkıntısı) olduğum için bir şey söylemedim. Bir daha arkadaşına gelecek olursa haber ver, bende göreyim demekle iktifa ettim (yetindim).” 

Abdülhamit devamında Mustafa Kemal"i bir defa uzaktan gördüğünü ve sıradan askerlere benzemediğini, kendisine başarı için dua ettiğini belirtiyor. 

Bana göre ki bu herkese göre değişkenlik gösterebilir, 2.Abdülhamid toplumun en büyük haksızlığa uğramış tarihi şahsiyetlerindendir. Kendisinden önceki devirlerin ağır yükünü omuzlarında taşıyan, en güvenebileceği adamların ihanetine uğrayan ve dağılmak üzere olan içi dışı düşman dolu bir imparatorluğu 33 yıl sırf zekasıyla ayakta tutan büyük bir sultandır aslında.

Atatürk ve Abdülhamit, işgal ve emperyalizmin karşısında direnç oluşturmuş iki büyük devlet adamı... Tarihi incelemiyoruz, okumuyoruz. Okuyana kadar ben de "İstibdat Dönemi" olarak adlandırılan dönemin şu ankinden farksız olduğunu, 2.Abdülhamid'in baskıcı bir rejim uyguladığını düşünüyor ve kızıyordum.
"Türk Olmak Ayrıcalıktır", bunu başlatan onlar yaşatansa bizleriz...

15 Mayıs 2013 Çarşamba

Elde Etmek İçin İnanmak da Gerek; Hayırlı Kandiller...

Sevdiğim, değer verdiğim bir arkadaşımın tavsiyesine uyacağım ve lafı çok uzatmadan bugünün önemini kısaca paylaşacağım :)

İlgili resimBugün Regaib Kandili... Regaib, arapça bir kelime ve "reğa-be" kökünden geliyor. "Reğa-be" de kelime olarak, "herhangi bir şeyi çok istemek, arzulamak ve onu elde etmek için çaba göstermek" anlamı taşıyor. "Reğib" kelimesi ise, "kendisine rağbet edilen, arzulanan şey" demek. "Reğibe"nin çoğulu da "regaib" olunca haliyle biz bu şekliyle biliyoruz.

Malumunuz yakında 3 aylara giriyoruz. Başlangıcı olan Recep ayının ilk cuma gecesi İslam inanışına göre "Regaib Gecesi". Bu geceye "Regaib gecesi" ismini melekler vermişler. Allah bu gecede, inananlara bol bol ikramlarda bulunurmuş. Bu geceye önem verip değerlendirenleri affedermiş. Bu gece yapılan duaları kabul eder; namaz, oruç, sadaka gibi ibadetlere sayısız sevaplar verirmiş. Bundandır ki Recep ayında oruç tutmak epey faydalı kabul ediliyor dinimizce.

Recep ayının ayrıca "tövbe ayı" olduğu da söylenir. "Allahım, ben anlayamamışım, hata etmişim, bilememişim, suçluyum, kusurluyum; beni affet..." diyerek hatayı kabul etmek büyük önem taşıyor.

Gelelim Mübarek Kandil Gecelerinden Regaib Kandilinin Nasıl Değerlendirilebileceğine..

  • Oruç tutulabilir; Ramazan ayı için de hazırlık olur böylece :)
  • "Kur'an okuyarak geçirin" der İslam bilginleri... Arapça biliyorsanız. Bilmiyorsanız da Türkçe mealinden gidilebilir parça parça...
  • Namaz kılmanın en güzel ibadet olduğu düşünülür, doğru niyetle tabi.
  • Belki de en önemlisi: Allah'tan bağışlanmayı dilemek, sağlık ve mutluluk için dua etmek...
  • Gün içerisinde yoksulları, öksüz ve yetimleri, çocukları, yaşlıları sevindirmek...
  • Aile büyüklerini aramak, kandillerini kutlamak...

Saydıklarım çok da zor olmasa gerek...

HAYIRLI KANDİLLER; SAĞLIKLA - MUTLULUKLA...



14 Mayıs 2013 Salı

Elinin Kiri, Kenarın Tırtığı...

Zaman zaman öğrendiğim ilginç konular ve bilgiler oluyor. Blogda yazarak belki sizin de daha önce aklınıza gelip merak ettiğiniz bu tip mevzuları paylaşmak bana ayrı bir keyif veriyor açıkçası...

Geçtiğimiz günlerde, daha doğrusu cadde trafiğinin yoğun olduğu bir akşam, toplu taşıma aracına yetişme derdinde hızlı adımlarla ilerliyordum elim cebimde... Bozuk 1 TL ile oynarken bir an, bence çok da sebepsiz yere, kenarındaki tırtıklara gözüm takıldı. Dedim ya belki çok lüzumsuz gelecek; kalktım "neden bozuk paraların kenarları tırtıklı üretiliyor"; oturdum onu araştırdım.

Paranın icadı, servet düşmanı hırsızların da ekmeğine yağ sürmüştür tarih boyunca... Lidyalıların parayı icadının hemen akabinde dönemin hırsız ve dolandırıcıları boş durmamış, yeni dolandırıcılık çeşitleri bulmayı ihmal etmemişlerdir. Bunlardan dikkate değer olanı bozuk paranın kenarlarını yontarak ufak da olsa parçaları biriktirmek ve yeniden kullanmaktır. Kenarları bu şekilde yontulmuş paralar kullanılamaz hale gelmiş ve halkın elinde kalmıştır. Sonraları devlet yetkilileri, bu dolandırıcılık illetinin üstesinden gelebilmek ve işe yaramaz bozuk paraların halkın elinde kalmasını önlemek adına oturup düşünmüşler ve paraların kenarlarını tırtıklı üreterek halka sübvanse etmeye karar vermişlerdir.


O gün bugündür Anadolu kökenli bu uygulama devam etmektedir. Haa, bu uygulama dolandırıcıları ve kalpazanları durdurmuş mudur, Hayır... Her gün yeni bir yöntemle bizleri şaşırtmaya devam etmektedirler.


23 Nisan 2013 Salı

Eskiden (!) Milli Egemenlik ve 23 Nisan...

Dün... 23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramıydı. 

Çocukluğumda sabahları erken kalkar, annemin eşliğinde okula gider, törenlere katılırdım. Kağıttan Türk bayraklarımız vardı. Şiirler okuyorduk, bazen anlıyor bazen anlamıyorduk o yaşta, güzeldi. Bando takımlarımız vardı, bazen düzenli bazen düzensiz çalardı, ama güzeldi işte... 

Zaman o kadar çabuk geçiyor ki, artık o yaşlardan eser kalmıyor. Sonraları özel kanallar çıktı, e tabi yaşımız da ilerledi. Kazuletler gibi törenlere katılamayacak yaşa geldik :)  Her kanalda İstanbul ve Ankara'daki stadyumlarda gerçekleştirilen kutlamalar gösterilirdi, bunları izliyordum artık...

23 Nisan

Dün... Hiçbir kanalda kutlamaya dair bir şey izleyemedim. Kanal simgelerinin yanında yada üstünde ufacık bir Türk Bayrağı, Atatürk silüeti... O kadar...

29 Ekim yasaklandı... 19 Mayıs, stadyumlarda üşürüz diye yasaklandı... 30 Ağustos ve 9 Eylül kutlanmıyor bile neredeyse, hatta duyduğuma göre Yunan İşgalinin olmadığını söyleyenler bile varmış. 10 Kasımda saygı duruşunda duranların sayısı gittikçe azalıyor. 

Uzun lafın kısası, dün 23 Nisan'dı, Şehit Fethi sokaktan bir grup çocuk ellerinde Atatürk resimleri ve Türk Bayraklarıyla geçti. Çok hoşuma gitti, ama bununla kalması da bir o kadar üzdü beni... 

  

20 Nisan 2013 Cumartesi

Karanlığa Sövmektense...

Konfüçyus der ki : Karanlığa küfredeceğine bir mum yak!

Kendi çıkarları yönünde davranan insanlarımız bir kenara, "ufak da olsa bir katkım, çorbada benim de tuzum olsun" diye düşünen bireylerimiz de var toplumumuzda... Sosyal sorumluluklarımızı yerine getirmek adına bilinçlendirme konusuna kısaca değinmek istedim.

Ülke bunca sorun ile kırılırken, hepimizin şikayetinden nasibini alan belki de en önemli problem eğitim eksikliği. Düşündüm ki bu konuda belki benim de bir faydam dokunur.

Çeşitli yardım kuruluşları var, zaten para yada eşya yardımı toplayarak okullara ulaştırıyorlar. Benimse önerim  daha önce okuduğumuz, evimizin bir köşesinde yer kapladığını düşündüğümüz kitaplarımızı, kütüphane oluşturmaya çabalayan okullara göndermek... Bu, o kadar da zor olmasa gerek...


Ben naçizane ilk gönderimimi yaptım. Roman, hikaye vb tarz içeren kitapları bir koli halinde rastgele belirlediğim bir okula gönderdim. Aslına bakarsanız bu sadece ufak bir başlangıç... AVM'ler de cüzi fiyatlarla satılan kitaplardan, belki de kırtasiye malzemelerinden satın alınarak da bu faaliyet gerçekleştirilebilir. Aşağıda bu yönde yardım ve bağışa muhtaç birkaç  noktaya ulaşılabilecek siteleri paylaşmak istiyorum :




Onları terk etmeyelim, terörün kucağına itmeyelim... Aşağıda paylaşacağım yardım çağrısı binlerce çağrıdan yalnızca biri...


2013 - Yedibölük Ortaokulu (Batman)

30 Aralık 2012


Merhaba ben Batman`in Kozluk ilçesine bağlı Yedibölük Ortaokulunda görev yapmaktayım. Okulumuz Yedibölük adlı bir dağ köyünde olup kısıtlı imkanlara sahiptir. Öğrencilerimiz ilçe merkezi dışında köyden farklı hiç bir yer görmüyorlar. Bu dağ köyüne sığmayacak kadar büyük hayalleri var; ama dünyayı ne yazık ki bu köyden ibaret zannediyorlar. Daha kötü olan şu ki, kendilerini terk edilmiş hissediyorlar.


Okulun epey ihtiyacı var. Ama benim ihtiyaç listesine yazdıklarım yalnızca, onlara farklı dünyalardan görüntüler sunma ve farklı dünyaları okuyarak anlamalarını sağlama amacıyla yazdıklarımdır. Bu sayede ufuklarını açmamıza lütfen yardımcı olun.





13 Nisan 2013 Cumartesi

Terslik (Yhprum) Kanunu... Size de Oluyor mu??

Murphy Kanunları dediğimiz mevzu, çoğu zaman başımıza gelen olumsuzlukların bilimsel açıklaması gibi birşey aslında... Hepimiz yaşadık, yaşıyoruz. Okurken "Aaaa evet bu başıma geldi hakikaten" diyeceğiniz birkaç vaka ile sizlerleyim bugün... 

1949 yılında Edward Murphy, insan bedeninin en fazla ne kadar ivmeye dayanabileceğini gösterecek bir -roket nakliye programı- için mühendis olarak test alanındaydı. Çok pahalı bir deneydi bu; ancak bir personelin tüm cihazları yanlış bir yöntemle bağlaması, deneyin başarısız olmasına yol açtı. Bu deneyim Murphy'nin temel kanununu oluşturmasını sağladı, yani : "Eğer bir işi halletmek için birden fazla olasılık varsa ve bu olasılıklardan biri istenmeyen sonuçlar veya felaket doğuracaksa; kesinlikle bu olasılık gerçekleşir." 

Bu teorem, modern teknikte "hataları önleme stratejisi" olarak kullanılır ve görünen en esprili; ama aslında ciddi bir temel üzerine oturtulmuş kanundur. Bir kaçına beraber bakalım:

-  Bir şey tamir ederken elin tamamen yağlandığında, burnun mutlaka kaşınır.

- Pazardan dönerken yere düşürdüğün torba, mutlaka yumurta paketinin bulunduğu torbadır ve çoğunlukla yumurtaların çoğu kırılmıştır.

- Yeni aldığın halıya tereyağlı-reçelli ekmeğinin malzeme sürülmüş tarafının düşme ihtimali, halının pahalılığı ve yeniliği ile doğru orantılıdır.

- Uyuyan bir bebek, anne babası uykuya dalınca uyanır. 


- Patronuna hasta olduğun için geç kaldığını söylediğinde ertesi gün gerçekten hastalanırsın. 


- Eğer trafikte şerit değiştirirsen, ayrıldığın şerit daha hızlı akar. (Bu bana sıklıkla oluyor)

trafik şeritleri ve sıkışıklık ile ilgili görsel sonucu

- Duşa girip keyif yapmaya başladığında mutlaka telefonun çalar. 


- Birileri ile karşılaşma ihtimalin, görünmek istemediğin zaman en üst düzeydedir. Kısacası beraber görünmek istemediğin biriyle birlikteysen, tanıdığın birini görme olasılığın tavan yapar :)

- Bir makinenin çalışmadığını ispat etmen gerektiğinde, kesin çalışır. (En çok başıma gelendir, tip olurum!!)


- Kaşıntının şiddeti ulaşma zorluğu ile doğru orantılıdır. 


- Telefon, çalmasını beklediğin süreler boyunca çalmaz; ancak başından ayrılıp başka bir işle meşgul olduğun anda çalıp seni sinir eder.



- Dakikalarca beklediğin otobüs sen tam sigara yakarsın, o zaman gelir. 




- Sigara dumanı, her zaman sigara içmeyen kişiye doğru gelir.



- Ne zaman kürdanı elinden atarsın, dişinin arasında bir şeylerin kaldığını da fark edersin. 

- Hostes kahve servisini yapar yapmaz uçak hava boşluğuna düşer. O kahve de üzerine boca olur!


- Bir şey çok gizliyse fotokopi makinesinin yanında unutursun. 

İşte yukarıda bahsi geçen tüm mevzular, terslik kanununu destekleyip doğrulayan ve başımıza gelen olaylar... Bundandır ki "Yhprum Kanunu" olarak adlandırılmıştır, adını veren bilim adamının isminin tersi ile...




Devrim niteliğindeki DeFi Protokolü IPOR 22 Mart 2023'te Bitget'te listelenecek

  Bitget, geleneksel finans oyuncuları için IPOR pratik çözümü ile DeFi ve TradFi arasındaki boşluğu dolduracak Victoria, Seyşeller, 20 ...