Atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mayıs 2018 Cuma

Japonya Eğitim Sistemi

Pek değerli okurlarım,
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, vakt-i zamanında çok güzel ve özlü sözlerle bizlere yol göstermişti. Herbiri birbirinden değerliydi, hala da öyle. Ancak "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözü ibretliktir.
Ben de bu sözden ve büyük saygı duyduğum Japon kültürüne saygımdan yola çıkarak bugün eğitim konusunda kısa bir anektod paylaşacağım.
Japonya’da her sene başında okul idaresi ve öğretmenler, öğrenci velilerine 18 maddeden oluşan bir liste göndermektedir. Japon kültürüne göre davranışın ve birtakım tutumların çok önemli olduğu aşikar... Bu davranış ve tutumları genellikle çocuk yaşta okul ortamı ve aile içinde öğreniyorlar. Öğretmenler tarafından velilere gönderilen davranış listesinde bakın neler var:
1) Birisi konuşurken dikkatli bir şekilde dinle.
2) İnsanlara selam ver, soruları açık bir şekilde ve duyulabilir bir sesle cevapla.
3) Sandalyede uygun bir şekilde otur.
4) Başkalarına ait olan eşyaların, sana ait olmadığını anla.
5) Ayakkabılarını çıkardıktan sonra düzenli bir şekilde yerine koy.
6) Giysilerinin temiz olduğundan ve kırışık olmadığından emin ol.
7) Masanı ve çevreni düzenli tut.
8) Gece erken yatmayı, sabah ise erken kalkmayı öğren ve bu sorumluluğa alış.
9) Kahvaltıyı önemse.
10) Dişlerini her zaman fırçala.
11) Asla yalan söyleme.
12) Kimseyi dışlama ve kimseye dışlanmış hissettirme.
13) Eğer birinin bir problemi varsa ona yardımcı ol.
14) Kimse hakkında kötü şeyler söyleme.
15) İnsanlarla iyi geçinmeyi, oynamayı ve bir şeyler öğrenmeyi alışkanlık haline getir.
16) Sadece tek başına oynama. Başkalarıyla da oynayabilecek kadar sıcakkanlı ol.
17) Hem doğada zaman geçirip rahatlamak, hem de daha fazla hareket etmek için dışarıda oyna.
18) Eğer hata yaptıysan büyük bir ciddiyetle özür dile.

24 Kasım 2012 Cumartesi

"Yeni Nesil Sizlerin Eseridir"

Bugün "Öğretmenler Günü"... Başlığı da Mustafa Kemal Atatürk'ün eşsiz söylemlerinden biri olarak tercih ettim doğal olarak... Yıllarca öğretmenler gününün sadece biz Türk'lere has bir kutlama günü olduğunu düşünmüşümdür. Özel, anlamlı günlerde blog yazma geleneğimi sürdürmek adına kısa bir araştırmayla sizlerle bilgi paylaşımında bulunmak isteyince gördüm ki hem bu günü farklı günlerde kutlayan ülkeler var, hem de bizde öğretmenler gününün kutlanmaya başlamasının arkasında başka prosedürler söz konusu...
 
 
 
Öğrendim ki, öğretmenler günü birçok ülkede 1994’ten beri her yıl 5 Ekim günü UNESCO'nun önerisiyle kutlanıyor.
 
Ülkelerin tarihi özelliklerine, kültürel geleneklerine göre çeşitli ve farklı tarihler Öğretmenler Günü olarak belirlenmiş. Örneğin Arap ülkelerinde her yıl 28 Şubat günü "Öğretmenler Günü" olarak kutlanıyor. Bunun yanısıra Avustralya'da Ekim ayının son Cuma günü Öğretmenler Günü olarak kabul edilir. Hindistan'da eski Hindistan devlet başkanı ve başöğretmeni Dr. Sarvepalli Radhakrishnan'ın doğum günü öğretmenler günüdür. Peru’nun bağımsızlık günü olan 6 Temmuz öğretmenler günüdür.
 

Ülkemizde her yıl 24 Kasım gününü, Öğretmenler Günü olarak kutluyoruz.  Bu, 1981 yılında başlamış bir uygulama... Bakın neden?

 
 
Türkiye Cumhuriyeti'nin yüce önderi Mustafa Kemal Atatürk, 24 Kasım 1928’de meclis tarafından "Başöğretmen" olarak kabul edilmişti.
 
Kemal Atatürk'ün 100. doğum yıl dönümü olan 1981'de, onun "başöğretmen" oluşunun yıldönümlerinde ülke çapında "Öğretmenler Günü" kutlanmasına karar verildi.
 
KUTLU OLSUN... !!
 
 
 

8 Kasım 2012 Perşembe

Takvimdeki Hüzün...

O'nun yokluğu Türkiye Cumhuriyeti için büyük bir kayıptır. Belki 1938'de değil de bir 10 yıl sonra, 1948'de ölmüş olsaydı bugün herşey çok daha başka olabilirdi kanısındayım...
 
 
 
 
1 Kasım 1938... TBMM’nin açılışına hastalığı yüzünden katılamadı Mustafa Kemal... 15 gün daha rahat günlerini yaşama olanağını veren amansız hastalık, tekrar normal seyrinden çıkarak yeni bir kriz geçirmesine neden oldu. İşte o gece Salih Bozok ile bir kuyuya düştüğünü, kendisinin kuyuda kaldığını ve Salih'in kurtulduğunu anlattığı rüyayı gördü. Mavi gözlerini açtığında herşey olduğundan daha bulanıktı. Artık kendisi de farkına varmaya başlamıştı. Ölüm böyle gelecekti kendisi için... Ardından korkulan son, büyük bir acıyla geldi. Büyük Komutan, Devlet Adamı, Devrimci ve Büyük İnsan, 10 Kasım 1938 Perşembe günü saat 09.05′te ölümlü yaşama veda etti. Bu kara haber Türk Milletini büyük bir yasa boğacaktı. Cumhuriyet en has evladını, kurtarıcısını yitirmişti.

16 Kasım 1938... Tabutu, Türk Bayrağıyla örtülü bir katafalk üzerinde Dolmabahçe Sarayı’nın tören salonuna getirildi ve halkın ziyaretine açıldı. Bütün İstanbul halkı büyük kurtarıcısına son görevi yapmak için Saraya koştu. Ben de o an orada olabilmeyi arzu ederdim.

19 Kasım 1938 Cumartesi sabahı... Dolmabahçe Sarayı Tören Salonunda cenaze namazı kılındı. Cenaze alayı, İstanbul halkının gözyaşları arasından geçerek Gülhane Parkı’na geldi. Tabut bir torpidoya alınarak Yavuz Zırhlısı’na nakledildi. İzmit’te özel bir trene konulan cenaze, yol boyunca Ata’larına son saygısını gösteren halkın yüreklerinde derin bir acı bırakarak 20 Kasım 1938 Pazar günü Ankara’ya götürüldü.

21 Kasım 1938... Hafif yağışlı bir pazartesi günü... Atatürk’ün tabutu Büyük Millet Meclisi önünde hazırlanan katafalka yerleştirildi. Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, yabancı devletlerin yolladıkları askeri birlikler de dahil bütün Ankara halkı katafalkın önünden saygıyla eğilerek geçti. 12 milletvekili cenazeyi top arabasına yerleştirdi. 12 general top arabasının iki yanında nöbete durdu. Cenazeyi taşıyan top arabasının ardında en büyüğünden, en küçüğüne kadar bütün Türk Milleti vardı. Atatürk’e geçici kabir olarak ayrılan Etnografya Müzesi’ne götürüldü tabutu; hazırlanan mermer lahdine yerleştirildi büyük bir acı içinde...
 
10 Kasım 1953... Ölümünün 15. yıldönümünde Ata’nın naaşı Anıtkabir yapılıncaya dek on beş sene kaldığı müzeden ebedi istirahatgahı olan Anıtkabir’e nakledildi, yine milletinin katılımıyla...


 
 
 
 
 
O, Türk’ün Tarihi ve Kalbinde Ebediyen Yaşayacak. Ruhun Şad, Mekanın Her Dem Cennet Olsun Büyük Önder... Yüreğimiz Kemal Atatürk, Bedenimiz ANITKABİR...
 
 
 

29 Temmuz 2012 Pazar

Mustafa Kemal Bir Medyum muydu ?

Medyumluk dediğimiz mevzu bir dönem Türk medyasını uzun süre meşgul etti. Kelime anlamı olarak bakıldığında "duyarlı, yani psişik bakımdan hassas yapılı veya özel yeteneklere sahip kimselerin dünyadaki bedenini terketmiş varlıklarla ruhsal bağlantı kurarak, onlardan aldığı etkileri çeşitli şekillerde dünyaya yansıtması" olarak tanımlanıyor. Son dönemlerde okuduğum kitap ve yapmış olduğum kısa incelemelerde Mustafa Kemal'e ait "İleri Görüşlülük" olarak tanımlayıp benimsediğimiz özelliğinin medyumluğu anımsatan bir nitelik kazandığını gördüm. Daha önceki paylaşımlarımı okumuştunuz; o anekdotların ışığında şimdi paylaşacaklarım hakkında sizin görüşleriniz neler olacak, açıkçası bunu ben de merak ediyorum...


<<< Bulgar Ivan Manelof'a Söylediği Kehanetler… >>>

Mustafa Kemal başından beri Türk Milletini, yaşadığı zor koşullardan sıyırıp çıkaracağını biliyordu. 1906'da Bulgar Ivan Manelof ile Selanik'te yaptığı konuşmalar aynen şöyle:

mustafa kemal ile ilgili görsel sonucu
"Bir gün gelecek, ben hayal olarak kabul ettiğiniz bu inkılapları başaracağım. Mensup olduğum Türk Milleti bana inanacaktır. Düşündüklerim demogoji mahsulü değildir. Bu millet gerçeği görünce arkasından yürür. Saltanat ortadan kalkacaktır. Devlet mütecanis (tek çeşit) bir unsura dayanmayacaktır. Din ve devlet işleri birbirinden ayrılacaktır. Batı medeniyetine döneceğiz. Batı medeniyetine girmemize engel olan yazıyı ortadan kaldırarak Latin kökünden alfabe seçeceğiz. Kadın ve erkek arasındaki farklar kalkacaktır. Emin olunuz ki hepsi bir bir olacaktır…"

Atatürk bu konuşmayı yaptığı sırada Abdülhamit ülkenin tek hakimiydi ve padişahlık kuvvetli ve kutsal bir kurumdu.

<<< Gözle Görülmeyen Yeri Bilmesi…. >>>

Sakarya Savaşından sonra, bir subay cepheden alınan bilgileri Başkomutan Mareşal Gazi Mustafa Kemal'e okuyor. Kağıttaki notta cephe komutanlarından biri, Seyitgazi'nin Kuzeydoğu tarafında bir düşman kümelenmesi göründüğünden bahsediyor. Bunun üzerinde Mustafa Kemal kaşlarını çatarak:

"Hayır !.. Orada düşman yoktur... İyi baksınlar..." diyor.
Subay öğle yemeğinde geri geliyor, biraz da sıkılarak: "Haber aldım komutanım. Bahsedilen yerde düşman yoktur."


<<< Bu Kehanetine Düşman Güçleri de İnanmamıştı… >>> 


mustafa kemal ve savaş ile ilgili görsel sonucu
Düşman Ordusunu tamamıyla yoketmek amacıyla başlatılan Büyük Taaruz amacına ulaşmıştı. Ordularını korkunç sondan kurtarmak isteyen, kamuoylarından da durumu gizleme amacı güden fakat Gazi'nin başarılarını gizleyemeyen itilaf devletleri kendisinden görüşmek üzere randevu istedikleri zaman ATATÜRK elçilere:
"Sizinle 9 Eylül 1922 Nif (Kemalpaşa) kasabasında görüşebilirim." diyor.

İşin ilginç tarafı, bu sırada Türk Orduları Nif'den çok uzakta bulunuyordu ve 9 Eylül'e kadar oraya çarpışarak varmak çok zor, hatta imkansız gibi görünüyordu. Çünkü bu bir savaştı. Yani kesin tarih verilmesi normal şartlarda hiçbir şekilde mümkün değildi. Savaş sırasında neler olabileceğini kim önceden kestirebilirdi ki?

Aradan 10 gün geçti. Bu olayı daha sonra ünlü Nutkunda kaleme alarak şöyle ifade etmiştir:

"Dedigim gün Nif'te idim. Fakat benden randevu isteyenler orada yoktu…"

<<< Annesinin Ölümüyle İlgili Gördüğü Rüya… >>>


Zübeyde Hanım rahatsızlığı arttığından Uşşakizadeler'in evinde oğluna hasret vefat eder. Herkes, bu haberi Paşa'ya nasıl vereceklerini düşünür. Annesinin ölümünden habersiz olan Mustafa Kemal, aynı saatlerde trenle çıktığı yurt gezisinde uyumaktadır. Gecenin ilerleyen saatlerinde gördüğü kabus yüzünden kan ter içinde uyanır... Bir sigara yakar ve zile basarak kompartımanındaki hizmetine bakan Ali Çavuş'u çağırıp: "Gördüğüm rüya canımı sıktı çocuk…" der. Ali Çavuş:

mustafa kemal ve annesi ile ilgili görsel sonucu


"Hayırdır Paşam" deyince Atatürk rüyasını anlatır:

"Pek hayır olacağa benzemiyor. Kırlık bir yerdeymişiz. Her taraf yeşillik. Birdenbire sel geliyor, annemi alıp götürüyor. Endişe ediyorum. Yaverlere söyle, İzmir'e telgraf çekip annemin sağlık durumunu sorsunlar…"

Acı haber tez gelir derler… Kısa bir süre sonra Yaver, Salih Bozok'un yolladığı şifreli telgrafla gelir. Atatürk telgrafın şifreli olduğunu derhal anlayarak: -"Annem öldü mü ?" diye sorar.

Ali Çavuş üzgün bir şekilde telgrafı uzatır: "Başınız sağ olsun Paşam."

Gözleri yaşla dolan Atatürk: "Bana malum oldu.. Bana malum oldu… Bunun kabusunu gördüm ben... Anam... Zavallı çilekeş anam... Benim anam öldü, başka analar sağ olsun.."
diyerek koltuğuna çöker. Vatan hizmetinin zorunluluğu yüzünden annesinin cenaze törenine dahi katılamaz.


Ruhun Şad Olsun Yüce Önder... Aziz Hatırana, Bir Kez Daha Saygılarımla...




20 Temmuz 2012 Cuma

Mustafa Kemal'in Gizemi (3)

Ve Yüce Önder üzerine gerçekleştirmeye çabaladığım araştırmalarımı kapsayan blog serisinde 3.bölümdeyiz nihayet... Bu bölümde de Mustafa Kemal'in olağanüstü yaşantısına ait gizemli anekdotlar çıkıyor karşımıza...

  

"ATATÜRK VE "9" VE "19" RAKAMLARI..."

Atatürk´ün hayatında "9" rakamının kendine özgü önemli bir yeri var. Örneğin Atatürk´ün doğum yılı olan 1881 rakamı, "9" rakamı ile çok çeşitli ilişkiler yumağı içersinde...

18 + 81 = 18
1 + 8 = 9
18 = 2x9
81 = 9x9
19 x 99 = 1881

*** Atatürk´ün harp okuluna girdiği tarih : 1899...
*** Vatanı kurtarmak için Samsun´a ayak bastığı tarih : 19/05/1919...
*** Bandırma vapurunda yolcu sayısı 19'du...
*** İttihat ve Terakki´nin yıllık toplantısına Trablusgarp delegesi olarak katıldı : 22/09/1909...
*** Sivas kongresinde Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti Heyeti Temsiliyesini kurdu : 04/09/1919...
*** Erzurum Mebus adaylığını kabul etti : 19/10/1919...
*** TBMM tarafından kendisine "Gazi" unvanı verildi ve Mareşalliğe terfi ettirildi : 19/09/1921...
*** Atatürk 19.yüzyılda 19 yıl yaşamıştır...
*** Atatürk 19.yüzyılın bitmesine 19 yıl kala doğmuştur...
*** Atatürk´ün ilk askeri görevi, 19.Kolordu Komutanlığıdır...
*** "Mustafa Kemal Atatürk" ismi 19 harften oluşmaktadır...
*** Mustafa Kemal Atatürk´ün nüfus cüzdanının numarası da 993814-B idi. Bu sayı dizisindeki 938 rakamı öldüğü yılı hatırlatmaktadır...
*** Kendisine ait "Ne Mutlu Türküm diyene" ve "İstikbal Göklerdedir" sözleri 19 harften oluşmaktadır...
"BUNLAR BİR GÜN OLACAKTIR; GÖRÜRSÜNÜZ, İŞİTİRSİNİZ..."

Prof.Dr.Afet İnan "Atatürk hakkında hatıra ve belgeler" adlı kitabında ilginç bir hatırasını nakletti. Atatürk 9 Ocak 1936 Perşembe günü, dil ve tarih coğrafya fakültesinin açılış dersinde okuması için Afet İnan´a :
"Tarih belgelerinin ilerideki keşifleri buna dayanacaktır. Her tarihi kişinin söylediği sözler toplanabilecek ve böylece biz onları kendi seslerinden ve sözlerinden dinleyebileceğiz."  diyerek yazıyı verir.

Buna karşılık Afet İnan :
"Bu çok uzak bir gelecekte belki olabilecek keşfin benim ifadem olarak verilmesine cesaret edemeyeceğimi" kendisine söylediğim zaman canı sıkıldı ve şöyle dedi :
"Bunlar bir gün olacaktır...Görürsünüz, işitirsiniz..."

30 yıl sonra...
Atatürk tarafından bu yazının verilmesinden 30 yıl sonra yine aynı ay ve günlere tesadüf eden 01 Ocak 1966´da şöyle bir haber yayımlandı :

"Venedik´in Saint Georges Adası´ndaki Benedictis Manastırı Labratuvarları´nda, manastır rahiplerinden Pellegrio´nun yönetiminde, seslerin ayırımı esasına dayanan çok dikkate değer araştırmalar yapılmaktadır. İtalya İçişleri Bakanlığı, 1962´de başlayan bu çalışmaları kontrol etmektedir. Fakat elde edilen sonuçlar halen açıklanmamıştır. Saint Georges Adası´ndaki bilim kurulu geçmişe ait sesleri toplayacak elektronik araçlar üretmeye çalışmaktadırlar. Bilim adamları özellikle Demosten, Pitagor ve Jul Sezar´ın söylevlerinden kendi sesleri ile parçalar elde etmeye uğraşmaktadırlar."

"ATATÜRK´ÜN GÖRDÜĞÜ SON RÜYA..."

26 Eylül 1938 tarihinde Atatürk, rahatsızlığı ile ilgili olarak ilk defa hafif bir koma atlatmıştı. Prof.Dr.Afet İnan, olayı şöyle anlatıyor :

"O geceyi rahatsız geçirdi,ilk hafif komayı o zaman atlatmıştı. Ertesi sabahki açıklamasında" :
"Demek ölüm böyle olacak" diyerek "uzun bir rüya gördüğünü" söyledi ve "Salih´e söyle, ikimiz de aynı kuyuya düştük, fakat o kurtuldu" dedi.

Atatürk´ün, burada "kuyuya düşme" sembolü ile gördüğü rüya vizyonu, kendisinin de söylediği gibi ölümün habercisiydi. Salih Bozok´un kuyudan kurtulması ise bilindiği gibi, Atatürk´ün vefat ettiği gün, buna çok üzülen Salih Bozok´un intihar etmesi ve sonunda kurtarılmasını simgeliyordu.

İşte bu, ATATÜRK´ün son rüyasıydı...




17 Temmuz 2012 Salı

Mustafa Kemal'in Gizemi (1)

Türkiye Cumhuriyeti'nin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk´ün olağanüstü yaşamı boyunca başından son derece ilginç ve gizemli olayların geçtiği biliniyor. Bu bölümde, bahsi geçen olayların bir kısmına yer vermeye çalışacağım. Hepsini yanyana getirdiğimizde olağanüstü bir puzzle'ın parçalarını birleştirir gibi Ata'mızın parapsikolojik yönü hakkında detaylı bilgilere de sahip olacağız hep birlikte...


 
"15 YIL HÜKÜM SÜRECEKSİN..."


Atatürk hakkında birçok kehanet vardır. Bunların en ilginci, onun el falına bakan bedevi falcının söyledikleridir.

Mustafa Kemal arkadaşları ile Bingazi´ye, Trablusgarp savaşına katılmaya gidiyordu. Yolda bir bedeviye rastladılar. Bedevi el falına çok iyi baktığını ve genç subaylara da isterlerse bakabileceğini söyledi. Hepsi ellerini açarak bedevinin söylediklerini dinlemeye başladı. Sıra Mustafa Kemal´e gelince kendisi önce baktırmak istemedi ama arkadaşlarının ısrarı karşısında sonunda o da elini bedeviye açtı. Bedevi ele bakar bakmaz yerinden sıçradı ve heyecan içinde :

"Sen padişah olacaksın" dedi ve ilave etti "15 yıl hüküm süreceksin."
Genç subaylar gülüştüler ve yollarına devam ettiler.

Aradan yıllar geçti. Mustafa Kemal, Türkiye Cumhuriyeti´nin Kurucu Cumhurbaşkanı oldu. Cumhuriyetin 14.yılında hastalandı. Karaciğeri kötüye gittiğinde çevresindekiler ona "Artık içme Paşam" dediler. Atatürk onlara bir zamanlar yolda rastladıkları falcı bedeviyi hatırlattı ve gülerek :

"Arap vaktiyle söylemişti, Bizim padişahlık nasıl olsa 15 yıl sürecek... Hesapça bu son senemizdir..."

Yıl 1938´di...




"SECCADE ÜZERİNDEKİ KEHANET..."

Bilindiği gibi Hint halkı Atatürk´ü ve Türk halkını yalnız bırakmamıştı. Kurtuluş savaşından yıllar sonra, 1929 yılında Hintli bir mihrace, Atatürk´ü Pera Palas´taki 101 No´lu odasında ziyarete gelmişti. Mihracenin Atatürk´ü hangi nedenle ziyaret ettiği, adı ve ziyaret sebebi hala bilinmiyor. Mihracenin ziyaretindeki sır ise getirdiği hediyede saklı... Bu hediye altın sırmalı, Hint işi ipek bir seccadedir.

Seccadenin üzerinde bir şamdanın asılı olduğu düz bir kemeri, her iki yanında birer güvercin bulunan beş kubbeli bir diğer kemerin çevrelediği görülmektedir. Bordür de fillerden oluşmaktadır.

En ilginç yer ise her iki kemerin arasında orta kısımda dal kıvrımları ve güllerin çevrimi ile oluşan boşlukta Romen rakamlı bir saatin bulunmasıdır ve saat 09:08´i göstermektedir. Atatürk Mihracenin ziyaretinden 9 sene sonra saat 09:05´te vefat etmişti.

Seccade halen Pera Palas´ta bulunmaktadır.



"ATATÜRK´ÜN GELECEĞİ GÖRDÜĞÜ OLAYLAR..."

Atatürk 1931 yılında, 2.Dünya savaşının patlamasının yakın olduğunu söylemiş ve bu konudaki düşüncelerini General McArthur´a şöyle anlatmıştı :

"Versay antlaşması,1.Dünya Savaşına yol açan nedenlerden hiçbirini ortadan kaldırmadı. Tersine, rakipler arasındaki uçurumu büsbütün derinleştirdi. Şimdi içinde yaşadığımız barış dönemi, sadece bir ateşkesten ibarettir. Avrupa´nın geleceği Almanya´nın alacağı tavıra bağlıdır."

Savaşın 1940-1945 yılları arasında çıkacağını söyleyen Atatürk, Almanya´nın ancak Amerika´nın savaşa katılması ile yenileceğini ifade etmiştir. Atatürk, hayatının sonlarına doğruda şöyle diyordu :

"Bir dünya savaşı yakındır. Bu savaş sonucunda, dünyanın durumu ve dengesi baştan başa değişecektir."

Mustafa Kemal, Mussolini hakkında da şu görüşlerini açıklamıştı :

Mussolini bir maceraperesttir. Milletini bir uçuruma sürüklemektedir. Her tarafa saldırıyor. Bu adam yüzünden, çok şımarmış olan bu millete dersini vermeyi çok isterdim, lakin yakında bir küçük millet onlara layık olduğu dersi verecektir. Ve şunu da hatırlatırım ki bir gün gelecek, Mussolini´yi kendi milleti linç edecektir."

Mussolini, kendi halkı tarafından kurşuna dizildi...

5 Temmuz 2012 Perşembe

Bilinmeyen Mustafa Kemal...

<<<  Mustafa Kemal Atatürk... Ulu Önderimizdir, 1881'de doğmuş 1938'de ölmüştür, Kurtuluş savaşının baş kahramanıdır, başöğretmendir vesaire vesaire... Bugüne kadar Gazi hakkında bildiklerimiz hep klişeleşmiş bilgilerdi, bunu kabul etmemiz gerek... İlkokul çağlarımızdan bu yana bize öğretilenler sadece, alışılagelmiş bir Atatürk profilinden ibaretti. Peki ya "Ulu Önderimizin" bilinmeyen yönleri??? Çoğumuz Ata'mızı tanıdığımızı, öğretilenlerle sevdiğimizi ifade ederiz ama onun özel yaşantısını ve hiç gün yüzüne çıkmamış yönlerini hangimiz biliyor?

Bu çalışmamın kapsamı, sizlerle naçizane "Bilinmeyen Mustafa Kemal"i paylaşmaya yönelik olacaktır. >>>

atatürk imza ile ilgili görsel sonucu
İşte Ata'mızın pek, hatta hiç bilmediğimiz bazı özel yönleri:


Gazi, kendisine "Ata" diye hitap edilmesinden hiç hoşlanmazmış. "Atatürk" lafını ilk kez dönemin Türk Dil Kurumu Başkanı kullanmış ve Gazi de bu adı beğenerek soyadı olarak kaydettirmiş.


Onun tek hayali elbette ki sadece Türkiye Cumhuriyetini ileri medeniyetler seviyesine çıkarmak değildi. Kendine has bir hayali de söz konusuydu. Ömrü vefa etseydi, dünya turuna çıkmayı arzu etmekteydi. Bu, yine de özel bir yaşam isteği arzusuna bağlı değildi elbette, böyle bir tura çıkarak Türk Dili ve tarihi üzerindeki çalışmalarını genişletmek amacı güdüyordu. Özellikle "kayıp kıta Mu" ideali, onu uçsuz bucaksız seyahatlere çıkmak hususunda ateşlemekteydi.



Atları çok severmiş; ama onlardan sonra da en sevdiği hayvan köpekmiş. Zira "Fox" adını verdiği köpeği, Gazi`nin ayak ucunda uyurmuş hep.




Evinde, çevresinde, hatta konuk olduğu evlerde bile eğri duran eşyaları düzeltmeden rahat edemezmiş. Simetri takıntısı olduğu yönünde kendisine şaka yollu yakıştırmada bulunan yaverine bir gün "haklısın çocuk" cevabını vermiş.



En sevdiği dans valsmiş. Müzik zevki çeşitlilik gösteriyormuş. Klasik Batı müziği dışında Anadolu ezgilerini de severek dinlermiş.


İstanbul Valisi Üstündağ, ekmeğe zam yaptığını haber verince Gazi, küplere binmiş ve kendisini şiddetle azarlamış.


Manastır Askeri Lisesi yıllarından kalan bir alışkanlıkla, hayatı boyunca en sevdiği yemek, kuru fasulye ve pilavmış. Tatlıya düşkünlüğü yokmuş ancak canı çektiğinde çok sevdiği gül reçelini tercih edermiş.



Özenli ve temiz bir Türkçe konuşurmuş ancak, bazı kelimeleri Rumeli şivesiyle telaffuz edermiş.



Takım elbiselerinin tasarımlarını hep kendisi çizermiş. Lacivert takım elbise giymeyi hiç sevmezmiş.



Binlerce kitabı varmış. Ama bunların arasında bir tanesini hayatı boyunca, hatta cephede bile yanından ayırmamış. "Çalıkuşu"...


çalıkuşu ile ilgili görsel sonucu


Boyu 1.74'müş. Değerli yaşamının son dönemlerine kadar 76 olan kilosu hastalığının ilerlemeye başlamasıyla 46'ya kadar düşmüş. 43 numara siyah rugan ayakkabı giyermiş.



Gömleklerinin hepsi beyazmış. Bu gömlekler ilk yıllarda İsviçre`de özel olarak dikilirken sonra yerli malı kullanımına teşvik amacıyla tüm gömlekleri Beyoğlu`nda bir terziye diktirilmeye başlanmış.



Bir sabah milletvekilleri ile trene binmiş. Kondüktörün milletvekillerinden bilet parası almamasına sasırmış ve elbette o yüksek tavrıyla nedenini sormuş. Trenin, milletvekillerine bedava olduğunu öğrenince epey sinirlenmiş ve "Ne de güzel halkçılık uygulamasıdır bu" demiş.



İlk mecliste bir oturum sırasında üyelerden biri laikliğin ne manaya geldiğini anlamadığını söyleyince Gazi çok sinirlenmiş ve elini kürsüye vurarak bir din bilgini olan üyeye cevap vermiş: "Adam olmak demektir hocam, ADAM OLMAKTIR!"


atatürk ve meclis ile ilgili görsel sonucu


Değerli yaşamının çoğunu geçirdiği savaş cephelerinden sonra, Cumhurbaşkanı olarak geçirdiği yıllar ona bir tecrit yaşantısı gibi gelmiş; çok sevdiği halkından ve sade bir vatandaş yaşamından uzaklaştığını düşünürmüş hep.


Sabah kahvaltılarını sevmezmiş, yataktan kalkar kalkmaz odasındaki divanın üzerine uzanır, günün ilk kahvesini ve sigarasını içermiş. Bir özelliği de kendi kendine tıraş olmamasıymış.

Nutku hazırlarken 3 gün 3 gece uyumadan çalışmış.


Hastalığının başlangıcında kendisini muayene eden Dr.Fissinger günde kaç paket sigara içtiğini sorduğunda, "sekiz" yanıtı vermiş. Doktor bunu günde bir pakete indirmesi gerektiğini söyleyince gülümseyerek "Ben zaten bir paket içiyorum. Bundan sonra bunu sizin izninizle yapacağım" demiş.



Gittiği yurt gezilerinde kendisi için kurban edilen hayvanlara bakamaz, böyle durumlarda sırtını döner yada kesilmelerini engellermiş. Cephelerde düşmanla göğüs göğüse savaşmış biri olarak en ilginç özelliği, savaş meydanları dışında kan görünce fenalaşmasıymış.



Kumardan hoşlanmaz ama arkadaşlarıyla fasulyesine poker oynarmış; oyun sonunda kazandıklarını da iade edermiş.


Bir gün halk arasında dolaşırken çarşaflı bir kadına rastlamış, "Hafız Hanım, benim hatırım için başındaki örtüyü açar mısın?" diye sormuş. Kadın başörtüsünü açarak, Atatürk`ün önünde eğilmiş ve "senin hatrın benim için emirdir Paşam" diyerek ellerini öpmüş.


Sportmen bir kişiliğe sahipmiş. Her gün ata biner, yüzmeye gider ve bilardo oynarmış.


İlgili resim

Eğitim hayatı boyunca en başarılı dersi matematikmiş.


Atatürk’ün, “Kemal” olan adını “Kamal” diye değiştirdiğini hangimiz biliyoruz peki ?


Yağcılara çok kızarmış. Bir akşam sofrasında kendisine gereksiz şekilde iltifat eden Abdülhak Hamit`i ağır biçimde azarlamış.



1937`yi 1938`e bağlayan yılbaşı gecesini Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ile baş başa sohbet ederek geçirmiş. O gece, dolabındaki bazı elbiseleri bakana hediye etmiş. Belki de son yılbaşı gecesini yaşadığını anlamıştı... Kim bilir... ?




Aziz Hatırasına Saygı duyulası bir adamdı kısacası... Toprağı bol, Mekanı Cennet olsun....




29 Haziran 2012 Cuma

Modern Türkiye'nin "Gerçek Kurucusu" Ata'mız Diyor ki...(!)





Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet dönemi boyunca, kendi fikir hayatını gelecek nesillere yansıtabilen yüzlerce bilgece söz kullanmıştır; gönül isterdi ki hayatımızın her alanında yol gösterici olarak beynimize kazıyabileceğimiz bu sözlerin tamamını blogda paylaşabileyim. Ben daha çok, Yüce Atatürk'ün en çok duyduğumuz özlü sözlerini paylaşmaya çalıştım. Ta o zamanlar, bugünlerde yaşanacakları, o günün gazetesinde okumuş gibi görebilen, bunlar için tedbir niteliği taşıyan onca sözü yerli yerinde söyleyebilen ulu önderimizin aziz hatırasına elimden geldiğince hizmet etmeye devam edeceğim. Herbirinde kendimizde birşeyler bulmamız işten bile olmayacak... Hatta daha sonraki çalışmalarımda Ata'mızın, hiçbirimizin dahi bugüne kadar bilmediği şaşırtıcı yönlerini paylaşacağım...  

İşte O'nun "Dahiyane" olarak irdeleyebileceğimiz yüzlerce fikrinden bir kaçı :



- Bir milletin ahlak değeri, o milletin yükselmesini sağlar. Bir millet, zenginliğiyle değil, ahlak değeriyle ölçülür.
- Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir.




- Ulusal egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, mahvolur.
- Bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak olmaktan kurtulamaz.
- Hayatta en hakiki mürşit, ilimdir.
- Cumhuriyet, düşüncesi hür, anlayışı hür, vicdanı hür nesiller ister.
- Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu devam ettirecek sizlersiniz.
- Cumhuriyet fazilettir.
- Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.






- Türk milletindenim diyen insanlar her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir.
- Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.
- Tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla olur.
- Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen Türk istiklal ve cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.






- Büyük başarılar, kıymetli anaların yetiştirdikleri seçkin evlatlar sayesinde olmuştur.
- Bir millet savaş alanlarında ne kadar zafer elde ederse etsin, o zaferin sürekli sonuçlar vermesi ancak kültür ordusu ile mümkündür.
- Medeni olmayan milletler, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdur.
- Bu millet, tarihini iftiharla doldurmuş bir millettir. Türk milletinin geleceği, bugünkü evlatlarının doğru görüşü, yorulmak bilmez çalışkanlığı ile büyük ve parlak olacaktır.






- Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.
- Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.
- Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz... Hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz. Fakat sanatkar olamazsınız.
 - Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklı olanını severim.
 - Bu memleket tarihte Türk'tü, bugün de Türk'tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır.




Devrim niteliğindeki DeFi Protokolü IPOR 22 Mart 2023'te Bitget'te listelenecek

  Bitget, geleneksel finans oyuncuları için IPOR pratik çözümü ile DeFi ve TradFi arasındaki boşluğu dolduracak Victoria, Seyşeller, 20 ...