şehit cenazesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şehit cenazesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Şubat 2018 Cuma

Özel Kuvvetler (Bordo Bereliler) Şehitleri... (1)

2012'den bu yana birçok konuda yazı yazdım, ama farkettim ki çok hassas bir konu üzerine etraflıca düşünmüş olmama rağmen hiçbir çalışmada bulunmamışım. Hatta öyle ki bu konuda kendim, şahsen bile aksiyon almaya çalışmış olmama rağmen...

Klavye delikanlılığı diye bir tabir var şu ara... Bu konuda çoğu kez tarafıma eleştirel geribildirimler de almıştım, ancak bu eleştirileri yöneltenlerin hiçbir zaman böyle bir girişim yapmadığını, yapmayı da geçtim bu girişimin yanından dahi geçemediğini de biliyorum.

2016 yılı sonunda, yani hayatımda bazı önemli kararlar aldığım dönemde mevcut işimi bırakıp, silahlı kuvvetlere katılarak geri kalan yaşantımı karakterime daha yatkın bir yaşam tarzıyla sürdürmeye karar vermiştim. Nitekim Özel Kuvvetler Personel Alım Sınavlarına girdim ancak yaş haddinden refuse yedim. "Araştırmadan yaptın" dediler, engellemeye de çalıştılar. Ne kadar zor bir hayat olduğunu bildiğim halde tüm cesaretimi topladım ve yaptım, ama olmadı. Nitekim -klavye delikanlılığı- bana uygun bir tabir değildi elbette.  


Neyse konu ben değilim bu yazıda... Konu, bu ülkenin bayrağına, vatan toprağına canlarını feda edecek kadar aşık olan kahramanları... Bilinmeyen, görülmeyen, unutulan tabiri caizse bir ölürken bin dirilen kahramanları... Yazıyı hazırlarken gözyaşlarıma hakim olamadığım anlar oldu. Umarım sizler okurken benden daha dirayetli olabilirsiniz.

Lafı daha da uzatmadan bu ilk bölümde, medya yoluyla bizlere daha fazla yansıyan bir kaç "unutulmuş", ama asla unutulmayan şehit kahramanları anacak; onların destansı ama bir o kadar da hazin öykülerine kısa metrajlı tanıklık edeceğiz.


Piyade Yüzbaşı RIZA FIRAT

Hatay İl Jandarma Komutanlığı’na bağlı Jandarma Özel Harekat Timleri tarafından Dörtyol İlçesi kırsalında, Amanos Dağları’nın eteklerinde arazi arama tarama görevinde Özel Kuvvetler Komutanlığı’ndan gelen timde yer alan Yüzbaşı Rıza Fırat da bulunuyordu. Gece karanlığında önündeki kayalıklardan düşerek ağır yaralanmıştı. Bölgeye alelacele gönderilen askeri helikopterle Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi’ne götürülen Fırat, tüm müdahalelere rağmen kurtaralamayarak şehit oldu. Evli değildi ama bu hayaliydi, yuva kurmayı istiyordu. 4 kardeşten en küçükleriydi zaten Rıza. Asker olmayı seçmişti, ailesinin gurur kaynağıydı.  

Piyade Üsteğmen ENES DEMİR - Pyd. Ast.Kıd. Çavuş DOĞUKAN TAZEGÜL

Diyarbakır'ın Sur ilçesinde devam eden terör operasyonları sırasında çöken binada enkaz altında kalarak şehit olan Piyade Üsteğmen Enes Demir ile Piyade Astsubay Kıdemli Çavuş Doğukan Tazegül, Ankara'da son yolculuklarına uğurlanmıştı. Şehit Üsteğmen Enes Demir’in daha önce Cizre’de çıkan bir çatışmada yüzünden yaralandığı, ancak gazilik beratını, "Bu kadar yarayla gazi olunmaz" diyerek reddettiği ortaya çıkmıştı. Ne kadar garip değil mi; 15 Temmuz gecesi eline kıymık battığı için gazilik unvanı alıp çatır çatır gazilik maaşı yiyenlerin yanında gerçek hak sahiplerinin gösterdiği bu onurlu duruş... 

Astsubay Doğukan Tazegül ise cep telefonunda "Şehit düşersem tek isteğim tabutumun üstüne bordo beremi koyun" mesajı bırakarak bir nevi ailesine şehadetini müjdelemişti. Vasiyeti Ankara'daki cenaze töreninde yerine getirildi.










Tank Yarbay İHSAN EJDAR - İstihbarat Astsubay Üstçavuş TURGAY TOPSAKALOĞLU - İstihbarat Astsubay Kıdemli Üstçavuş SAMET ÇAKIR
Hakkari’nin Dağlıca bölgesindeki operasyonlarda biri Tabur Komutanı Yarbay olmak üzere 3 askerin şehit olduğu haberi geldi. Tüm ülkede asker anneleri, eşleri, kardeşleri istim üstünde haberin son durumunu öğrenmeye çalıştılar. Çatışmalar sırasında 17 terörist etkisiz hale getirilmişti ama kaybedilen değerler geri gelmeyecekti. Operasyonda şehit düşen askerlerden biri 43 yaşındaki Tankçı Yarbay İhsan Ejdar'dı. Evli ve 12 yaşında bir kız çocuğu babasıydı Yarbay Ejdar. Kurstan çağırılan kızına babasının ölüm haberi verildiği sırada, Merzifon Garnizon Komutanı Hv.Plt.Tuğg. Cengiz Karacabey de şehidin Merzifon’da yaşayan annesi Fehmiye Ejdar’ın evine giderek acı haberi vermekteydi.
Şehit düşen askerlerden Astsubay Üstçavuş Turgay Topsakaloğlu’nun, Eskişehir’deki babaevine de ateş kor gibi düştü. Askeri yetkililer Çankaya Mahallesi’ndeki evine sağlık ekipleri eşliğinde gittikleri baba Yakup Topsakaloğlu ve anne Vasfiye Topsakaloğlu’na, oğlunun şehit düştüğü haberini güçlükle verdiler. Evli ve iki çocuk babasıydı, onların büyüdüğünü görmek onun da hakkıydı, olmadı. 
Astsubay Üstçavuş Samet Çakır'ın,  İzmir'deki evinde de yas vardı. Çakır'ın şehadet haberini, Bornova ilçesi Atatürk Mahallesi'nde yaşayan ailesine yine o her sıkıntılı süreçte olduğu gibi askeri yetkililer verdi. Emekli polis memuru baba Muammer, anne Zehra ve kız kardeş Duygu Çakır'ın acısını paylaşmak isteyen çok sayıda yakını, şehidin Türk bayrağı asılan evine koştu. Ama o acı hafiflemedi, bugün bile... Acılı ailenin yakınları da evlerine Türk bayrağı astılar, çünkü teröre en büyük cevap zaten birlik beraberlik mesajıydı. Daha önce Ankara'da görev yapan Bordo Bereli Çakır'ın cenazesi memleketi Trabzon'da, ata toprağında defnedildi.
Piyade Yüzbaşı ALPER KOCAMAN
04 Kasım 2016 tarihinde Fırat Kalkanı Harekâtında DEAŞ terör örgütüne karşı mücadele ederken PYD ve DEAŞ'ın yoğun top ve havan saldırıları altında öne çıkarak El Bab'a giden bir bölgedeki kritik bir hedefin ele geçirilmesi için 'Arkadaşlar bu bölgeyi mutlaka elde bulundurmamız lazım, haydi arkadaşlar!' diyerek ellerini havaya kaldırdığı esnada, PKK'nın bulunduğu bir mevziden atılan havan mermisinin yakınında patlaması sonucunda koltuk altından giren bir şarapnel parçasıyla önce sendeledi, ne olduğunu anlamadı, arkadaşlarına da belli etmek istemedi, biraz daha ilerledi, biraz daha, biraz daha…
Ama yanındaki askerleri fark etti kolunun altından hızla akan kanı.. 'Komutanım yaralanmışsınız, durun ne olur durun!' dediler. 'Bir şeyim yok ufak bir parça geldi, devam edelim az kaldı, durmayın, durmayın' dedi ve ilerlemeye devam etti; ta ki gücü tükenip dizlerinin üstüne çöktüğü ana kadar..
1.90 boyunda, koca bir çınardı. Oracıkta şehit düştü. 45 dakika sonra almak için askerlerinin hemen önünde hücuma çıktığı tepe alındı.
Piyade Üsteğmen ÜNAL DARBOĞAZ

Hakkari Dağlıca’da şehit düşen Üsteğmen Ünal Darboğaz henüz 34 günlük evliydi. Babasını 6 yıl önce kanserden kaybetmişti. Hayalleri vardı; eşiyle gezmek, eğlenmek, çocuk sahibi olmak, çekirdek ailesini büyütmek gibi... Hainler elinden aldılar. Gönüllere gömüldü diğerleri gibi...



Piyade Uzman Çavuş SELÇUK PAKER
Tabuta sığmayan Bordo Bereli diye bilinir Selçuk... DİYARBAKIR`ın Sur İlçesi`nde PKK`lı hainlerle girdiği çatışmada suikast tüfeği Kanas ile açılan ateşle şehit edildi. 2 metreye varan boyu ile "tabuta sığmayan Bordo Bereli" unvanını aldı.  Aslan gibi de bir delikanlıydı, sporcuydu, ata binerdi, atışta uzmandı. Devreleri örnek bir asker olduğundan dem vururdu hep. Ana yüreğine ateş düştü hain saldırı sonucu. Cennette devrelerine kavuştu.

Piyade Astsubay Başçavuş KALENDER ÖZDEMİR
Ankara Gölbaşında bulunan Özel Kuvvetler Komutanlığında görev yapan Piyade Assubay Başçavuş Kalender Özdemir, geçici görevle Hakkari’nin Çukarca İlçesine gitmişti. İki çocuk babası Özdemir, arazi arama tarama çalışmaları sırasında PKK’lı hain teröristlerin açtığı ilk ateş sonucu şehit düştü. Şehit başçavuş Özdemir’in babasının da uzun süre önce vefat ettiği öğrenildi. Kalender Özdemir’in yaklaşık 18 yıldır Özel Kuvvetlerde görev yaptığı, emekli olmak içinse başvurmayı planladığı bilinmekteydi. O -çok güzel sunumlarla, akil adamlarla- insanlara yutturulmaya çalışılan açılımın kurbanlarından biri de Kalender Astsubaydı.

9 Ağustos 2012 Perşembe

Kumdan Kale : Şehitlerin Ellerinden Yükselen Zafer...

<<<  Bu yazımı, 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda yayınlayarak günün anlam ve ehemmiyetine atıfta bulunmayı arzu ediyordum açıkçası... Ancak milletçe başımızdan bir türlü defedemediğimiz terör belası yüzünden verdiğimiz acı kayıplarımız, yani şehitlerimize ithafen bugün yayınlamaya karar verdim. >>>



Mustafa Kemal Paşa, Kurtuluş Savaşı’nda Türk Toprağının kaderini belirleyen ve 137,000 şehit verilen Büyük Taarruzu, Kütahya’nın Dumlupınar ile Altıntaş ilçesine bağlı Zafertepe Çalköy beldesinden yönetti.

Kare kare büyük taarruz ! 3Milli mücadele yıllarında önemli görevler üstlenen, işgal yıllarında büyük yararlılıklar gösteren Kütahya’da, 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması sonrasında, Türkiye Büyük Millet Meclisinin antlaşmayı tanımadığını ilan etmesi üzerine Yunan işgali hızlandı. Yunanlar 13 Temmuz'da Altıntaş’a, 14 Temmuz'da Tavşanlı’ya, 17 Temmuz'da Emet ve Kütahya’ya, 3 Eylül'de Simav’a, 5 Eylül'de de Gediz’e girdiler. 28 Temmuz 1921’de Kütahya’ya gelen Yunan Kralı Konstantin, “Savaş Konseyi”ni burada toplayıp Ankara üzerine yürüme kararı çıkardı. Yunan Ordusunun bu ilerleyişi karşısında Türk Ordusu, Sakarya’da Başkomutan Mustafa Kemal komutasında dünya savaş tarihinde örneği görülmeyen bir taktikle büyük bir zafer kazandı.

Sakarya’da durdurulan düşman ordusunu tamamen yurttan atmak amacıyla bir yıl kadar süren hazırlık döneminden sonra, Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk, 26 Ağustos 1922’de Büyük Taarruzu başlattı. Bu çarpışmalar sırasında Türk askeri, tarihinin her döneminde görülen kahramanlık ve fedakarlıklarına yenilerini ekledi. Başkomutan Mustafa Kemal’in 30 Ağustos 1922’de Zafertepe’den bizzat yönettiği Büyük Taarruzda Allıören, Keçiler, Kızıltaş Deresi yolunun iki yanındaki Yunan birlikleri tamamen sarıldı ve imha edildi. Bazı Yunan birlikleri ile General Trikopis ve General Diyenis’in de aralarında bulunduğu birçok Yunan komutanı ise Kızıltay Deresi bölgesinde açık kalan alandan kaçtılar.

İlk Hedefiniz Akdenizdir, İleri !!!

Çalköy’de yıkık bir evin avlusunda kırık bir kağnı arabasının üzerinde durum değerlendirmesi yapan Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, İsmet ve Fevzi Çakmak Paşalar, Yunan Ordusunun yeniden savunma düzenine geçmesini önlemek ve Yunanları mağlup etmek için İzmir’e girmek gerektiği görüşüne vardı. Mustafa Kemal, burada Batı Cephesindeki tüm subay ve erlere okunmak üzere bir bildiri yayınladı. Bildiride şöyle deniyordu:

Kare kare büyük taarruz ! 12“Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları; Afyonkarahisar - Dumlupınar büyük meydan muharebesinde, zalim ve mağrur bir ordunun temel varlığını inanılmayacak kadar az bir zamanda yok ettiniz. Büyük ve seçkin ulusumuzun fedakarlıklarına layık olduğunuzu kanıtladınız. Sahibimiz olan büyük Türk Ulusu geleceğine güvenmekte haklıdır. Savaş alanlarındaki başarı ve fedakarlıklarınızı yakından görüp izliyorum. Ulusumuzun size olan övgülerinin iletilmesine aracılık etme görevinin arkasını bırakmayacak, sürekli olarak yerine getireceğim. Ödüllendirme için Başkumandanlığa öneride bulunulmasını, cephe kumandanlığına buyurdum. Bütün arkadaşlarımın, Anadolu’da daha başka meydan muharebeleri de verileceğini göz önünde bulundurarak ilerlemesini ve herkesin akıl gücünü ve yurtseverliğinin kaynaklarını kullanarak, savaşmayı bütün gücüyle sürdürmesini talep ederim. Ordular, İlk Hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”

Böylece Kütahya 30 Ağustos Zaferi ile düşman işgalinden kurtarılırken, bunu 1 Eylül'de Gediz, 3 Eylül'de Emet ve Tavşanlı ilçelerinin kurtuluşları izledi. 9 Eylül'de İzmir’de Yunan ordusunu denize döken Türk ordusu, Mustafa Kemal’in emrini büyük bir başarı ile yerine getirdi.

Tepeyi, Belirttiği Sürede Alamayınca İntihar Eden Şerefli Albay...

Büyük Taarruz'un dramatik ve bir o kadar da ilginç hikayeleri vardır. Bu hikayelerden biri de Büyük Taarruzda 57. Tümen Komutanı olan ve Çiğiltepe’nin  alınmasının yarım saat gecikmesi üzerine görevini yerine getirememenin üzüntüsü ile kendisini vuran Albay Reşat Bey’e ait.

Mustafa Kemal Atatürk, Albay Reşat’ın şehit oluşunu TBMM’de şöyle anlatıyor:


“Bir taarruz gününde en sol kanatta 57. tümenimiz taarruz ederken, kuvvetlerini biraz birbirinden uzakça bulundurmuştu. Bu nedenle düşman üzerinde kalıcı bir etki yapamıyordu. O tümenin kumandanı Reşat Bey adında bir albaydı. Bu kişiyi çok eskiden tanıyordum ve beraber muharebe yapmıştık. Suriye’de çok muharebeler yaptık ve çok kıymetli bir askerdi. Şahsen bana çok güveni vardı. Telefonla sordum: ‘Niçin hedefinize hakim olamadınız?’ dedim. cevaben dedi ki; ‘Yarım saat sonra bu hedeflere varmış olacağız’. Halbuki yarım saat sonra bu hedefler elde edilememişti. Tekrar sorduğum zaman telefonda Reşat Bey’in son bir veda namesini okudular. Orada diyordu ki; ‘Yarım saat zarfında size o mevkileri almak için söz verdiğim halde, sözümü tutamamış olduğumdan dolayı yaşayamam’. 15 dakika sonra Çiyiltepe alınmış, ancak şehit komutan Albay Reşat Bey bu müstesna anı görememiştir. Ruhu şad olsun.”Not : Zaferden sonra buraya, Albay Reşat Çiğiltepe Anıtı yapılarak anısı ölümsüzleştirildi.


Kurtuluşa Dair Bir Başka Dramatik Anekdot : Baba Oğul Destanı...


Çetmilli Ali Çavuş, yüzbinlerce vatan evladı gibi cepheye giden askerlerden biriydi. Aradan 11 yıl geçmiş, Çetmilli Ali Çavuş cepheden cepheye koşmuş, her mevzide her siperde bağımsızlık günlerinin hayalini kurarken, cepheye giderken 8 yaşında olan oğlu Mehmet ile karısına kavuşacağı günleri beklemekteydi.

Çetmilli Ali Çavuş'un hayalleri, Dumlupınar mevzilerinde gerçek oldu. 8 yaşındayken bırakıp gittiği Mehmet dağ gibi bir delikanlı olmuş, kader ikisinin yollarını aynı cephede birleştirmişti. Alay sancaktarı Mehmet Onbaşı ile Çetmilli Ali Çavuş’un cephede karşılaşmaları ve hasret gidermeleri herkesin gözlerini yaşartmış ve bir o kadar da mutlu etmişti. Artık baba ile oğul bu vatan için bir sancağın peşinde omuz omuza çarpışacaklar ve Çetmilli Ali Çavuş’un hayallerini birlikte gerçekleştireceklerdi.

Gün bugündü ve baba oğul sıkıca sarıldılar, birbirleriyle helalleştiler. “Hücum” sesiyle yağmur gibi gelen mermilerin önüne atıldılar. Ali Çavuş bir kurşunla yığıldı yere, ne acı ne de hüzün vardı gözlerinde; 11 yılın evlat özlemi mermi sesleri arasında son bulmuştu. Dudaklarından iki kelime döküldü şahadete ererken; “Vatan sağ olsun.”

Çetmilli Ali Çavuş şehit düştü, hem de oğlu Mehmet’in kollarında. Gözyaşını içine attı Mehmet. Gün ağıt yakacak gün değildi. Kaptı alay sancağını, yürüdü izmir’e doğru. En önde o koşuyor kanlı siperlere ilk o dalıyordu. 9 Eylül'de İzmir önlerinde bir kurşun da onu buldu.

Kader bu dünyada beraber olmayı nasip etmedi Ali Çavuş ile oğlu Mehmet Onbaşı’ya ama onların ve onlar gibi onbinlerce Mehmetçiğin bu kahramanlıkları ile kurtuldu vatan toprağı...




O dönem vatan toprağının kurtuluşu ve bekası için binlerce şehit verildi, kanları döküldü, yuvalar yıkıldı, ocaklar söndü... Bugün ise öyle bir noktadaki Cumhuriyet; 20'li yaşlarında kumdan kalelere nöbete gönderdiğimiz vatan evlatlarını beşer onar yitiriyoruz. Analarımızın yüreklerindeki ateş sönmüyor, yanmaya devam ediyor...

RUHUNUZ ŞAD, MEKANINIZ CENNET OLSUN... VATAN SİZE MİNNETARDIR...



Devrim niteliğindeki DeFi Protokolü IPOR 22 Mart 2023'te Bitget'te listelenecek

  Bitget, geleneksel finans oyuncuları için IPOR pratik çözümü ile DeFi ve TradFi arasındaki boşluğu dolduracak Victoria, Seyşeller, 20 ...